
Kabul etmek gerek, şu günlerde insanları bir İsrail filmine gitmeye teşvik edip filmin sanatsal değerini övmenin popüler olabilecek bir tarafı yok. Net ortamında gani gani logoların dolaştığı, İsrail ürünlerine boykot çağrısı yapıldığı günlerde film sektörü yine de cesaret edip 2 salonda da olsa gösterime sokmuş "Vals im Bashir"(Beşir'le Vals)'i Türkiye'de. Anadolu Kaplanları Sivasspor ve Kocaelispor İsrail takımlarından oyuncu almayı sürdürüyorlar gerçi. Dinleyin hele.
Bu yılki Altın Küre ödüllerinde en iyi yabancı film ödülünü kaptı Beşir'le Vals. 22 Şubat'taki Oscarlar için de önde gelen bir aday. Kaymağını Persepolis'in yediği politik animasyon türünün bir örneği gibi dursa da film politik değil. Konusunun özünde 1982'de gerçekleşen Sabra ve Şatilla katliamının yer alıyor olmasına rağmen, olayın taraflarının görüşlerini alıp ortaya bir belgesel koymaktan ziyade filmin aynı zamanda yönetmenliğini de üstlenen Ari Folman'ın geçmişine yönelik kişisel keşfine yer veriliyor. Katliamın sebebine ya da İsrail ordusunun Lübnan'ı işgalinin arka planına yönelik bir saptama hevesi yok. Evveliyatında Memento'da görüp aklımın plakasına kazıdığım "hafıza yanıltıcıdır" düsturunu kendisine şiar edinmiş ana anlatım, bir İsrail askerinin bugün dahi kaç kişinin öldüğü belirlenemeyen katliama dair hatıralarının üzerindeki silik örtüyü kaldırıyor diyelim daha fazla spoil etmeden. Zira başkalarına anlatması gerçekten güç olan bir film.
Netameli konusundan ve İsrail'in son Gazze saldırısının filmin popülerleşmesine denk düşmesinden ötürü bilindik önyargılardan arınmak gerekiyor izlerken. Film yaygın eleştirilerin de etrafında yoğunlaştığı gibi bir İsrail'i aklama çalışması değil. Hıristiyan Falanjistlerin katliamı gerçekleştiren birinci el olması ve olaya tanıklık eden ya da bizzat içerisinde yer alan İsrail askerlerinin bölük pörçük öz-soyutlamaları filmin genel temasını bastıracak bir unsur olamıyor. Zira hatıraların vicdanı rahatlatmak amacıyla deforme edilmesinin söz konusu ya da başka bir katliama tanık olup, etkin olmaya rağmen atıl kalmanın verdiği suçluluk duygusunu yok etmek için kullanıldığı yeterince vurgulanıyor.
Yarın sağ, daha sağ ve en sağ şeklindeki üç siyasi partinin yarışacağı bir genel seçime sahne olacak İsrail için oldukça önemli bir film kuşkusuz. Zira filmi izleyen kimsenin yerinde olmak istemeyeceği askerler resmediliyor içerisinde. Bu açıdan bakıldığında eserin konusunu savaş yapanın gişe, savaş psikolojisi yapanınsa kült olduğu film sektöründe The Thin Red Line ve Full Metal Jacket gibilerinin yanında adını anmakta beis görülemeyecek bir yapıt olarak ortaya çıkıyor Beşir'le Vals. Animasyon yapımların genelde genç dimağlara hitap ettiği yönündeki temellendirme zahmetine girmediğim tespit eğer şimdi de geçerliyse, filmi izleyenler Saving Private Ryan'da ayet okuyarak tek kurşunla can alan Private Jackson karakteri kadar cool bir sima bulamayacaklardır ekranda. Kız arkadaşı tarafından terk edilmiş ergen hezeyanını eve tabutta dönerek yaratacağı intikam hissiyle bastıran asker onlara daha yakın gelecek, cehenneme giriş öncesi korkusunu hayali bir kadının kollarında eritmeye çalışan erkeklik kompleksinden sıyrılamamış çocuk animasyon olmasına rağmen el bombasını mikrofonmuş gibi tutan Frank Sinatra'dan daha gerçek görünecektir elbet.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder