
Yıllar önce bir akıl hocam vardı. Gerçi geride bıraktığım yıllarda belki beşten fazla akıl hocam olmuştu fakat resmi sıfatı mentor olan sadece bir kişi vardı. Bu kişi, gene yıllar önce üye olduğum bir sivil toplum kuruluşunun genç öğrencilerin hayata bakış açılarını etkileyebilecek başarı öykülerine sahip insanlarla buluşturma programının bir parçasıydı. Üç adet öğrencinin oluşturduğu grup, haftanın belli günleri bir işadamı, bir müzisyen ya da ünlü bir doktorla buluşup hayatı tartışıyordu.
Dernekte çok yeniydim, duyduğum her fikire yeni gelin gibi atlıyordum. Çalan kapılara bile atladığım oluyordu. Bunlardan birinde karşıma Elinde Beşiktaş formalı Tayfur Havutçu çıkmıştı da dakikalar süren dumurun ardından kendisini içeriye almayı akıl edebilmiştim. Beşiktaş’ın deplasmanda Chelsea’yi 2-0 yenmesinden iki gün geçmişti, kaptan da formasını açık artırma için derneğe bağışlamak üzere gelmişti. Beklenenden erken gelmiş olacaktı ki binada ben ve diğer yeni gelin Medina’dan başka kimse yoktu. Kendimizi bir masada kaptanın karşısına konuşlanmış ve saçma sapan sorular sorarken bulmamız bu yüzdendi. “İbrahim Üzülmez mükemmel oynadı” diye girmiştik söze. Hakikaten de mükemmel oynamıştı.
- İbo İzmit’liydi değil mi Tayfur abi?
- Evet
Sivil toplum kolektivizminin bir parçası olmanın verdiği coşku bizi 16 saatlik sertifikalı Triaj eğitimine yöneltmişti bir kaç gün içinde. Bir kaza veya felaket durumunda yaralıların sınıflandırılması anlamına gelen triajın sertifikalı uzmanları olacaktık. Fenerbahçe’nin son iki başkanı ve hayatımda karşıma çıkmış tüm biyoloji ve coğrafya öğretmenlerinde olduğu gibi, bir konuya dair en üst yetkilinin konunun özünü oluşturan terimleri asla telaffuz edememesi kuralına sıkı sıkıya bağlı eğitmen “kadadedelerin” sağlık durumlarına göre sınıflandırılması için renkli kurdeleler kullanmamızı öğütlüyordu. Gelen sağlık ekiplerine ihtiyaç duyacakları ölümcül zamanı kazandıracak bir yöntemdi. Acil müdahaleye ihtiyaç duyan yaralıya kırmızı, biraz daha az acil durumdakine sarı gibi gibi... Fazlasıyla kafa karıştırıcı bir yöntemdi zira Kate Beckinsale’in Pearl Harbor adlı filmde yaralıları rujla işaretlemesi dışında canlı bir örneğini görmemiştik triajın.
Sıfır ilkyardım bilgisiyle yaralıları sınıflandırırken dikkat edilecek hususlar bir kenara dursun yakınlarda bir çiçekçi olmadığında 4 farklı renkteki kumaş parçasını bulamayacağımız gerçeği en kötü gün gibi ortadaydı. Ağzına dayanan bir cep aynasında buğu oluşturmayan bir yaralının çoktan mefta olduğuna dair bir kanı oluşturmalı ve koluna siyah kurdele bağlamalıydık örneğin. Etik anlamda bir sorun teşkil edip etmediğini eğitmene sormaya karar verdim. Yanıt ondan gelmedi. Kırçıl saçlı, baygın bakışlı öğrenci bir arkadaş müdahale edip üçüncü gözümü açtı:
“Abi survival of the fittest işte yaa...”
Mentor mevzusuna dönelim. Ünlü bir sanayiciydi. İlk ve tek buluşmamıza grubun geri kalanını oluşturan iki öğrenci de gelememişti. Öyle ya da böyle oldukça basmakalıp bir ikili olmuştuk. Geçmişinde siyasi terazinin solunda fazlasıyla ağırlık yaratmış ve o günlerden Hadi Uluengin tarzı bir aydınlanmışlıkla “cinnet günleri” olarak bahseden bugünün liberal iş adamıyla, üniversitedeki ilk yılının başlarında, hocaları tarafından gözleri açılmış, çok uluslu şirketlerden ve onları hatırlatan her türlü sembolden nefret eden asi öğrenci tipi. Mentorunun gurur duyduğu ve gelişmişlik göstergesi olarak 60’ların Türkiye’sine kıyasla üstün gösteren büyük gökdelenleri dünyanın üzerindeki mezar taşları olarak gören klişe bir tipleme.
O ise geleceğimi benden daha iyi gördüğünü düşünüyordu. Gençlik yıllarında çalıştığı bankadan gizli komünist yayınların dağıtımını yaparken yakalandığı için kovulmuştu. Şili’de Allende’nin devrimi başladığında olayları yerinde görmek için kalkıp oralara gidecek kadar gözü karaydı. 40’ından sonra ise doğru yolu bulmuştu. Serbest piyasa ekonomisi ve Batı modernizmine koşulsuz eklemlenme. Fikirlerim fazlasıyla gençlik hezeyanı kokuyordu. Antik Mısır’da dahi dünyanın sonunun yakın olduğunu haykırıp duran kahinler vardı. “Biz antik bir kahinden daha fazlasını görebiliyoruz verilere dayanarak. Gezegendeki kaynaklar yetmediğinde başımıza neler gelecek?” diye sormuştum. “Isaac Asimov gezegendeki kaynakların en az 1000 yıl daha bize yeteceğini söylüyor” demişti. Vücudunda kendisine en az 20 yıl daha yetecek kadar kaynak bulunan Asimov’un 1983’de sıradan bir by-pass ameliyatı sırasında kaptığı HIV virüsünün bağışıklık sistemini çökertmiş olduğunu ve 1992’de bu sebeple öldüğünü bilmiyordu. Ben de bilmiyordum, zira bu sır tam da o günlerde, yeni yeni açığa çıkıyordu.
“Avrupa Birliği’ne üyelik yaşamsal bir zorunluluktur” demişti. Bu, Avrupa Birliği üzerine yüksek lisans yapmamdan 5 yıl önce geçen bir konuşma olduğu için o sıralarda İsviçre’yi üye ülke olarak bilen şüpheci çoğunluktandım. Avrupa’nın kendi içinde bir sürü birlikçiğe bölüneceğini iddia ediyordum. Salt zihniyet transferiyle modernleşemeyeceğimizi, olsak olsak vitrini şık görünümlü köhne ve yozlaşmış bir mağazaya dönüşeceğimizden dem vuruyordum. Osmanlı Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa’nın içerisinde eşitlik ve özgürlük temalı kararların yer aldığı Tanzimat Fermanı’nı Gülhane’de halka okuyacağı gün evden çıkmadan önce tüm ailesinden helallik aldığına dair anekdotu alışık olmadığım bir heyecanla anlattım. Görüşmeyi kısa kesmeye karar verdi. Çok toydum. Zamana ihtiyacım vardı. Yüksek lisansta Secularism dersini veren hocanın sigara molasında “Bu birlik çöker lan” dediği anı yaşamama daha çok vardı. Bir arazi aracıyla beni evine bıraktı. Oldukça kibar biriydi. Dernekte görevli olan kızına aşıktım. Bundan haberi yoktu. Kızının da öyle.
Kuruluşun o yıl İstanbul’da yapılacak olan NATO toplantısı için lojistik görevini üstlendiğini duyduğumda oraya gitmekten tamamen vazgeçtim. Sivillik neredeydi? Kolpa sebebim buydu. Oysa ki sıkılmıştım. Her şeyden çok çabuk sıkılırım. Bu yıl İstanbul’da yapılacak IMF toplantısının lojistiğinde görev yapacağım. Toplantıya gelebilecek banka kalırsa tabii. Bir gün bir hastane odasında kolumda siyah bir kurdeleyle uyanırsam gidip kimi öldüreceğimi artık biliyorum en azından.
-Protégé-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder